Site icon Tuğçe Turanlar

Rüya Çalışması, Freud ve Bilinçdışının Dilsel Yapısı

Freud'un Rüya Çalışması ve Bilinçdışının Dilsel Yapısı Sigmund Freud Rüya Analizi Lacan Bilinçdışı Rüya Çalışması Yoğunlaştırma ve Yer Değiştirme Psikanaliz Teorisi Bilinçdışının Yapısı Freud Lacan Karşılaştırması Rüya Yorumlama Teknikleri

Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, rüyaların analizini “bilinçdışının faaliyetlerine giden kraliyet yolu” olarak tanımlamıştır. Onun çığır açan Rüyaların Yorumu adlı eseri, rüyaları salt tesadüfi olaylar olmaktan çıkarıp, zihinsel süreçlerin ve bastırılmış arzuların karmaşık bir dışavurumu olarak görmemizi sağlamıştır. Ancak, Freud’un fikirleri zamanla özellikle Jacques Lacan gibi psikanalistler ve Ferdinand de Saussure gibi dilbilimciler tarafından eleştirel bir mercekten incelenmiş ve geliştirilmiştir. Bu karmaşık süreçleri anlamak, sadece bilinçdışımızın mimarisini değil, aynı zamanda günlük hayatımızdaki tekrarlayan davranış kalıplarını ve gizli kalmış arzularımızı da aydınlatır. Bu blog yazısı, Freud’un rüya çalışmasının temel kavramlarını inceleyecek ve bilinçdışının yapısına dair modern bakış açılarından yola çıkarak, rüyaların dilsel niteliğini ele alacaktır.

Freud’a Göre Rüyanın Bileşenleri: Kelime ve Nesne Temsilleri

Freud, rüyayı hem fonetik hem de sembolik ögelerin birleşimi olarak tanımlamıştır. Bu bileşenler, işitsel algının anı kalıntısı ve görsel algının anı kalıntısı şeklindedir.

Freud’a göre, tüm rüya imajları altta yatan rüya düşüncelerine bağlıdır. Hem nesne temsilinin hem de kelime temsilinin bir arada bulunması, bilinçli ve bilinçdışı imgelerin, duyusal ve akledilebilir formların bir arada varlığına karşılık gelen bir “çifte kayıt” (Niederschrift) olarak adlandırılır. Bu, aynı zamanda hem imgenin hem de kelimenin eşzamanlılığını ifade eden hiyeroglif niteliğidir.

Bilinç ve Bilinçdışı Arasındaki Diyalektik

Freud, psişeyi algı-bilinç sistemi üzerinden ele alarak imajiner (hayali) ve sembolik arasındaki diyalektiği formüle etmiştir.

Freud’a göre, bilinçdışından kaynaklanan herhangi bir düşüncenin bilinçli hale gelmesi için, bir hafıza izi (memory-trace) aracılığıyla dışsal bir algıya dönüşmesi gerekir. Bilinç öncesi bir düşünce ise, kelime temsilleriyle bağlantı kurularak bilince çıkabilir. Bu, Freud’un teorisinde “Düşünceler dil aracılığıyla mı yoksa algı aracılığıyla mı bilinçli hale gelir?” sorusuna yol açan karmaşık bir noktadır.

Rüya Çalışmasının Temel Mekanizmaları

Rüya çalışması (Dream work), varsayılan latent (gizil) rüya içeriğini manifest (açık) rüya içeriğine dönüştüren süreçtir. Bu süreç, rüyaların rasyonel olmama görünümünden sorumlu olan iki temel mekanizma üzerine kuruludur:

1. Yoğunlaştırma (Condensation)

Yoğunlaştırma, bir rüya imajının aynı anda iki karşıt fikri temsil etmesini (coincidentia oppositorum) ve diyakronik (zamana yayılan) olanın senkronik (aynı anda) olana dönüştürülmesini içerir.

2. Yer Değiştirme (Displacement)

Yer değiştirme, rüya imajlarının bilinçli akla karşılık gelmemesinden sorumludur ve rüyanın aklın bir çarpıtılması gibi görülmesine neden olur.

Bu mekanizmalar, rüyaların rasyonel düşünceden bağımsız bir mantığa sahip olduğunu, çelişkilerin ve karşıtlıkların bir arada var olabildiği ve kronolojik dizilerin imitasyonlar veya rastlantılar olduğu anlamına gelir.

Lacan’ın Yeniden Tanımı: Bilinçdışı Bir Dildir

Jacques Lacan, Freud’un rüya analizinden gelen dilsel analojileri benimseyerek, bilinçdışını kökten farklı bir şekilde yeniden tanımlar:

Bilinçdışı Ötekinin Söylemidir

Lacan’ın en çarpıcı iddialarından biri, “bilinçdışının bir dil gibi yapılandırılmış olmasıdır”. Ona göre bilinçdışı, “Ötekinin söylemidir” . Bu, bilinçdışının bireysel ve içsel bir düşünce alanı olmaktan çok, dilin karmaşık ve kolektif yapısının ürünü olduğu anlamına gelir.

Rüyaların İletişim Amacı Yoktur

Freud, rüyaların herhangi bir şeyi iletme niyeti taşımadığını açıkça belirtmiştir. Lacan’a göre rüya, öznenin semboliğe yerleşmesinin bir ürünü olarak işlev görse de, bilinçli bir mantığa karşılık gelen tanınabilir bir sözdizimsel yapıya sahip değildir ve dolayısıyla anlam üretmez. Rüyalar sadece bir işaret etme süreci (signifying process) olarak işlev görür, ancak bu, kendini referans alan bir dildir.

Plotinus ve Psikanalizin Felsefi Kökleri

Makale, Freud’un birçok fikrinin, özellikle Plotinus’un Neoplatonizmine dayanan klasik felsefede kök saldığını iddia eder. Plotinus, söz ve imgenin hem bilinçli hem de bilinçdışı düşüncede diyalektik bir ilişki içinde olduğunu öne sürmüştür.

Bu, Freud’un rüya çalışması mekanizmalarının (yoğunlaştırma ve yer değiştirme), Plotinus’un hayal gücünün, düşünceleri imajlara çevirirken akıl denetiminden kurtulma fikriyle örtüştüğünü gösterir.

Sonuç

Freud’un rüya çalışması, bilinçdışı süreçlere dair kapsamlı bir çerçeve sunar. Rüyalar, bilinçli düşüncenin mantığına uymayan yoğunlaştırma ve yer değiştirme gibi mekanizmalar aracılığıyla latent rüya düşüncelerinden ortaya çıkan görsel ve işitsel anı kalıntılarının karmaşık bir ağıdır. Lacan’ın Freud’u dilbilimsel bir bakış açısıyla yeniden okuması, bilinçdışının “Ötekinin söylemi” olarak yapılandırılmış bir dil olduğu sonucuna varmıştır. Rüyalar, bir dil gibi yapılandırılmış olsalar da, bilinçli dilin kısıtlamalarından uzaktırlar ve bir iletişim niyeti taşımazlar. Onlar, bir anlamda, öznenin dilsel matrise, yani Sembolik Düzene yerleştirilmesinin bir yansımasıdır.

Bu keşifler, rüyaların sadece bireysel bir zihin ürünü değil, aynı zamanda dilin ve toplumsal ilişkilerin kolektif yapısının bir ürünü olduğunu göstererek psikanalizi felsefi olarak derinleştirir. Rüyalar, bilinçdışının dilsel yapısını ve öznenin bu yapının içinde nasıl inşa edildiğini anlamak için değerli bir kapı olarak kalır.

Bu konular hakkında daha derinlemesine bilgi edinmek isterseniz, Seans Odası Sakinleri podcast’imizin ilgili bölümlerini dinleyebilirsiniz!

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

Rüya Çalışması, Freud ve Bilinçdışının Dilsel Yapısı

Kaynak

Hendrix, John Shannon. “The Dream Work of Sigmund Freud.

Exit mobile version