Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Makaleler
    • Narsisizm
    • Aldatma ve Sadakatsizlik
    • İstismar ve Manipülasyon
    • İlişkiler ve Çift Dinamikleri
    • İlişkiler ve Psikoloji
    • Bağlanma Stilleri
    • Travma ve Çocukluk İzleri
    • Terapi Yaklaşımları
      • Psikodinamik Terapi
      • EMDR
      • Şema Terapi
      • Gottman Çift Terapisi
  • Sıkça Sorulan Sorular
  • Kitap Önerileri
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Makaleler
    • Narsisizm
    • Aldatma ve Sadakatsizlik
    • İstismar ve Manipülasyon
    • İlişkiler ve Çift Dinamikleri
    • İlişkiler ve Psikoloji
    • Bağlanma Stilleri
    • Travma ve Çocukluk İzleri
    • Terapi Yaklaşımları
      • Psikodinamik Terapi
      • EMDR
      • Şema Terapi
      • Gottman Çift Terapisi
  • Sıkça Sorulan Sorular
  • Kitap Önerileri
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Makaleler
    • Narsisizm
    • Aldatma ve Sadakatsizlik
    • İstismar ve Manipülasyon
    • İlişkiler ve Çift Dinamikleri
    • İlişkiler ve Psikoloji
    • Bağlanma Stilleri
    • Travma ve Çocukluk İzleri
    • Terapi Yaklaşımları
      • Psikodinamik Terapi
      • EMDR
      • Şema Terapi
      • Gottman Çift Terapisi
  • Sıkça Sorulan Sorular
  • Kitap Önerileri
  • İletişim
featured_image

Stockholm Sendromu Bir Hastalık mı?

31 Ocak 2024 Yazar: Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Psikoloji 0 Yorum

Stockholm Sendromu, psikolojik bir yanıt olarak, bir rehine veya taciz mağdurunun, kendisine zarar veren kişiye karşı olumlu duygular geliştirmesi durumudur. Bu durum, rehin alınma veya kötü muamele gören bireylerin, saldırganlarına karşı anlayış, sempati veya diğer pozitif duyguları beslemesiyle karakterize edilir.

Stockholm Sendromu

İlk olarak 1973’te, Stockholm, İsveç’te bir banka soygunu sırasında tanımlanmıştır. Bu olayda, dört banka çalışanı, soygun yapan iki kişi tarafından rehin alındı. Altı gün süren bir polis kuşatmasının ardından serbest bırakılan rehineler, kaçıranlarına karşı güçlü duygusal bağlar geliştirdi ve onları savunarak, hatta avukat tutarak destek oldu. Rehineler, kaçıranların kendilerine iyi davrandığını ve fiziksel zarar vermediğini belirtti. Bu olayın ardından, rehinelerin kaçıranlarıyla kurduğu bu tür duygusal bağlar için ‘Stockholm Sendromu’ terimi kullanılmaya başlandı​​.

Stockholm Sendromu, bir zihinsel sağlık durumu olarak resmi olarak tanınmasa da, zor durumlarla başa çıkmak için bir adaptasyon mekanizması olarak değerlendirilir.

Bu sendrom, sadece rehine durumlarıyla sınırlı değildir ve çocuk istismarı, cinsel taciz, aile içi şiddet gibi diğer kötüye kullanım durumlarında da gözlemlenebilir.

Semptomlar

Koruma ve Kurtarma İsteği

Mağdur, kaçıran kişinin eylemlerini anlamaya çalışır ve onlara acır.

Kaçıranın Nedenlerini ve Amaçlarını Mantıklı Bulma

Mağdur, kaçıranın nedenlerini ve amaçlarını makul bulabilir.

Kaçıranın İyiliğine ve İnsanlığına İnanma

Mağdur, kaçıranın iyiliğine inanabilir ve onu bir tehdit olarak görmeyebilir.

Kaçırandan Sonra Olumlu Duygular Besleme

Mağdur, serbest bırakıldıktan sonra bile kaçıran(lar)a karşı olumlu duygular besleyebilir.

Kurtarıcılara Karşı Olumsuz Duygular

Mağdur, polis, aile ve arkadaşlar gibi kurtarıcılara karşı olumsuz duygular besleyebilir​​.

Örnekler

Patricia Hearst (1974)

1974 yılında, 19 yaşındaki Patricia Hearst, radikal bir solcu grup olan Symbionese Liberation Army (SLA) tarafından kaçırıldı. Bu olay, Amerikan tarihindeki en çarpıcı kaçırma vakalarından biri olarak kaydedilmiştir.

Patricia Hearst, kaçırıldıktan sonra, birkaç hafta boyunca SLA tarafından alıkonuldu ve çeşitli tehditlere maruz kaldı. İlginç bir şekilde, kaçırıldıktan bir süre sonra, Hearst’ün SLA’nın siyasi davasına katıldığı ve hatta grupla birlikte bir dizi silahlı soyguna katıldığı görüldü.

1975’te Hearst, FBI tarafından yakalandı ve banka soygunu da dahil olmak üzere bir dizi suçtan dolayı mahkum edildi. Ancak, hapis cezası, 1979 yılında Başkan Jimmy Carter tarafından hafifletildi ve 2001 yılında Başkan Bill Clinton tarafından tam bir af ile sonuçlandı.

Natascha Kampusch (1988)

Natascha Kampusch’un hikayesi, gerçekten trajik ve üzücü bir olay. 1988 doğumlu Natascha Kampusch, 10 yaşında iken Wolfgang Priklopil tarafından kaçırıldı. Olay, 1998 yılında Avusturya, Viyana’da gerçekleşti. Kampusch, kaçırıldıktan sonra sekiz yıl boyunca, Priklopil’in evinin bodrumunda tutuldu. Bu süre zarfında, ciddi bir şekilde izole edilmiş ve çeşitli fiziksel şiddetlere maruz kalmıştır.

2006 yılında, Kampusch kaçmayı başardı ve özgürlüğüne kavuştu. Kaçtıktan kısa bir süre sonra, Priklopil’in intihar ettiği haberini aldı. Bu haber onda derin bir üzüntüye neden oldu. Kampusch, daha sonra yaptığı açıklamalarda, Priklopil’in kendisine zaman zaman nazik davrandığını, ancak aynı zamanda fiziksel şiddet uyguladığını da belirtti.

Bu olay, Avusturya’da ve dünya genelinde büyük yankı uyandırdı. İnsan kaçakçılığı, çocuk kaçırma gibi konuların daha fazla farkındalık kazanmasına yol açtı. Kampusch’un yaşadıkları, birçok kitap, film ve belgesele konu oldu. Bu trajik olayın mağdurunun cesaret ve direnci, birçok insan tarafından takdir edildi.

TWA Uçuş 847 (1985)

Imad Mugniyah tarafından düzenlenen bu uçuş kaçırılmasında, rehineler iki haftadan fazla bir süre boyunca tutuldu. Bazı rehineler, kaçıranların taleplerine sempati duyduklarını bildirdi. Bu olay, rehine ve kaçıran arasındaki karmaşık duygusal bağların bir başka örneğini oluşturuyor.

Stockholm sendromunun istismarcı ilişkiler ve seks ticareti gibi diğer durumlarla ilişkisi, mağdurların zorlayıcı ve tehlikeli ortamlarda nasıl tepki gösterebileceğini gösterir.

  • İstismarcı İlişkiler: İstismarcı ilişkilerde, mağdur olan partner, sürekli istismara maruz kalsa da, istismarcı partnerin ara sıra gösterdiği nezakete odaklanabilir. İstismarcı partner, tehditler ve manipülasyon araçları kullanarak, mağduru istismarın bir sevgi göstergesi olduğuna inandırabilir. Bu, mağdurun ilişkide kalmasına ve dışarıdan gelen yardımı reddetmesine neden olabilir. Mağdur, istismarcıdan ayrılmayı sevgiye ihanet olarak görebilir.
  • Seks Ticareti: Karen ve Hasen tarafından 2018’de yapılan bir araştırmada, seks ticaretine konu olan kadınların Stockholm sendromu geliştirip geliştirmediği incelenmiştir. Araştırma, bazı kadınların tacirlerden ve müşterilerden aldıkları nezaketin ötesinde, onlarla bir aile kurmayı umut ettiklerini göstermiştir. Bu, zorla tutuldukları durumda bile, tacir veya müşterilerle duygusal bağlar geliştirebileceklerini gösterir.

Her iki durumda da, Stockholm sendromu, mağdurların zor ve zarar verici koşullar altında kendilerini korumak için geliştirdikleri bir psikolojik savunma mekanizması olarak görülebilir. Bu sendrom, mağdurların travmatik durumlarla başa çıkma şekillerini ve duygusal bağların nasıl yanıltıcı olabileceğini anlamamızı sağlar.

Tedavi ve Başa Çıkma

Stockholm Sendromu, resmi olarak tanınmış bir zihinsel durum olmamasına rağmen, ilişkili semptomların hafifletilmesi için psikoterapi ve ilaç tedavisi uygulanabilir. Tedavi, mağdurun geçmişteki deneyimleri işlemesine ve ileriye doğru adımlar atmasına yardımcı olabilir​​.

Stockholm Sendromu, zorlu ve travmatik deneyimlerin bir sonucu olarak gelişebilir ve mağdurların gelecekteki ilişkilerini etkileyebilir. Sendromun ardındaki psikoloji henüz tam olarak anlaşılamamış olup, daha fazla araştırma gerektirmektedir​​. Bu karmaşık ve çoğu zaman yanıltıcı durumu anlamak, mağdurların iyileşme sürecine önemli katkılar sağlayabilir.


Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar, psikodinamik yönelim ağırlıklı çalışmaktadır. Travmalarla çalışırken EMDR yöntemini, kişilik örüntüleriyle çalışırken Şema Terapiyi, ilişkilerde ise Gottman Çift Terapisi yaklaşımını kullanmaktadır. Özellikle narsisizm, bağlanma sorunları ve ilişkisel dinamikler üzerine yoğunlaşır. Yazılarında hem klinik deneyimlerinden hem de bilimsel araştırmalardan beslenerek psikolojik kavramları herkesin anlayabileceği bir dille aktarmayı amaçlar.


Kaynaklar

De Fabrique, N., Romano, S. J., Vecchi, G. M., & Van Hasselt, V. B. (2007). Understanding stockholm syndrome. FBI L. Enforcement Bull., 76, 10.

Namnyak, M., Tufton, N., Szekely, R., Toal, M., Worboys, S., & Sampson, E. L. (2008). ‘Stockholm syndrome’: psychiatric diagnosis or urban myth?. Acta Psychiatrica Scandinavica, 117(1), 4-11.

 

 

Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Bipolar Bozukluk ve Türleri
Bipolar Bozukluk ve Türleri
7 Mayıs 2023

Bipolar Bozukluk Nedir Bipolar Bozukluk belli bir düzen olmaksızın yineleyen...

Devamı
Bireysel Terapi Nedir? İlişkiler ve Kendini Tanıma
Bireysel Terapi Nedir? İlişkiler ve Kendini Tanıma
5 Eylül 2021

Bireysel terapi, yalnızca “sorun çözmek” için gidilen bir yer değildir. Çoğu...

Devamı
Tecavüz Algısında Kültürel Mitlerin Etkisi
Tecavüz Algısında Kültürel Mitlerin Etkisi
7 Eylül 2021

Tecavüz Algısında Kültürel Mitlerin Etkisi: İnsanlık var olduğundan beri devam...

Devamı
İlişkilerde Değişim ve Güçlü Bağların Sırları
İlişkilerde Değişim ve Güçlü Bağların Sırları
1 Ekim 2025

İlişkiler, durağan bir yapıya sahip değildir. Tıpkı doğadaki döngüler gibi...

Devamı

Instagram

Paranoid kişilik yapısı, kişinin dünyayı sürekli b Paranoid kişilik yapısı, kişinin dünyayı sürekli bir tehdit olarak algıladığı, güven duygusunun yerini kalıcı şüpheye bıraktığı bir kişilik örgütlenmesidir. 

Bu yapıda şüphe, yeni bilgilerle esneyemez; kişi, kuşkularını sorgulamak yerine onları doğrulayan işaretler arar. 

İçsel korku, öfke ve kırılganlık duyguları çoğu zaman dışarıdan gelecek bir saldırı beklentisi şeklinde yaşanır. 

Tesadüflere yer yoktur; her davranışın ve sözün gizli bir anlamı olduğuna inanılır. Bu sürekli tetikte olma hali, ilişkileri zorlaştırır ve kişiyi yalnızlaştırabilir. 

Şüphecilik yaşamın merkezine yerleştiğinde, klinik bir değerlendirme gerekli hale gelir.

📖 Yazının tamamı için: www.tugceturanlar.com

📝 Bu içerik farkındalık amaçlıdır; klinik değerlendirme bireysel görüşmeyle yapılır.

Telegram’da Seans Odası Sakinleri kanalında PDF’ler, psikolojik araçlar ve seanslarda kullanılabilecek egzersizler paylaşıyorum.
İlgilenenler bio’daki bağlantıdan katılabilir.
Obsesif kompulsif kişilik yapısı, kusursuz olma ar Obsesif kompulsif kişilik yapısı, kusursuz olma arzusundan çok hata yapınca suçlanma korkusuyla şekillenen bir karakter örgütlenmesidir.

Düzen, kontrol ve mükemmeliyetçilik; içsel huzuru sağlamak için değil, suçluluktan korunmak için devreye girer.

Bu yapıdaki kişiler için karar vermek, yalnızca bir seçenek seçmek değil; diğer tüm ihtimallerden vazgeçmek anlamına gelir. Yanlış yapma ihtimali ağır bir suçluluk duygusu yaratacağı için zihin bazen karar sürecini tamamen kilitler. 

Erteleme, çoğu zaman tembellik değil; “ya mükemmel olmazsa” korkusunun yarattığı bir felçtir.

Duygular kontrol edilemez ve kaotik algılandığında, zihin mantığa sığınır. Tartışmalarda “haklı çıkmaya” odaklanmak, aslında duyguların karmaşasından korunmak için inşa edilen bir kaledir.

Mükemmeliyetçilik ise bir başarı arzusu değil; eleştiriden ve suçlanmaktan koruyan bir zırh işlevi görür.

Dinlenirken bile zihinde yankılanan “üretken olmalıyım” sesleri, katı bir içsel yargıcın varlığına işaret eder. Bu yapıda özsaygı, ancak standartlara harfiyen uyulduğunda kazanılan kırılgan bir ödüle dönüşür.

📌 Kritik soru şu:
Hata yapmaktan mı korkuyorsunuz, yoksa hata yaptığınızda hissedeceğiniz o ağır suçluluktan mı?

📖 Yazının tamamı için: www.tugceturanlar.com
📝 Bu içerik farkındalık amaçlıdır; klinik değerlendirme bireysel görüşmeyle yapılır.

⭐️ Telegram’da Seans Odası Sakinleri kanalında PDF’ler, psikolojik araçlar ve seanslarda kullanılabilecek egzersizler paylaşıyorum.
İlgilenenler bio’daki bağlantıdan katılabilir.
Modern dünya bizi sürekli sosyalleşmeye, paylaşmay Modern dünya bizi sürekli sosyalleşmeye, paylaşmaya ve dışa dönük olmaya çağırıyor.
Ancak bazı insanlar için bu dünya çekici değil; yorucu, istilacı ve anlamsız hissedilir.

Şizoid kişilik yapısında, insanlardan uzak durmak çoğu zaman bir korkunun değil, kendini koruma ihtiyacının sonucudur.

Yalnızlık bir eksiklik değil; aksine rahatlama ve özgürlük alanıdır.

Bu yapı sosyal fobiyle karıştırılsa da temel fark şudur:
Şizoid kişiler insanlardan korkmaz; insanlarla olmanın kendisini yorduğunu hisseder.

Şizoid yapının merkezinde güçlü bir içsel çatışma vardır:

✨ Yakınlık ve anlaşılma ihtiyacı
✨ “İstila edilme” ve kendini kaybetme korkusu
Bu nedenle temas kurulduğunda geri çekilme görülür.

Hayat çoğu zaman içeriden izlenir; kişi kendini bir camın arkasından dünyayı gözlemleyen biri gibi hissedebilir.

Bu geri çekilme sadece bir kaçış değildir.
Birçok şizoid yapı, bu mesafeyi yaratıcılığa, düşünmeye ve derinliğe dönüştürür.

Şizoid olmak bir eksiklik değil;
dünyanın gürültüsüne karşı geliştirilmiş hassas bir savunma biçimidir.

📖 Yazının tamamı için: www.tugceturanlar.com
📝 Bu içerik farkındalık amaçlıdır; klinik değerlendirme bireysel görüşmeyle yapılır.
Seans Odası Sakinleri: Rüya Analizi podcastinin il Seans Odası Sakinleri: Rüya Analizi podcastinin ilk bölümü 26 Kasım Çarşamba günü yayında. Artık her Çarşamba birlikteyiz 🫠🩵💤🌙🎙️

#podcast #psikoloji
🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duyma 🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duymadan, duygularımızı fark etmeden ilerleriz. Oysa küçük bir mola verip içimize döndüğümüzde değişimin ilk adımını atmış oluruz. Kendine Dönüş Rehberi, bu yolculukta sana eşlik etmesi için hazırlandı.

🦋 Yedi gün boyunca kısa okumalar, egzersizler ve sorularla kendine daha yakından bakmayı, duygularını tanımayı ve içindeki farklı sesleri keşfetmeyi deneyimleyeceksin. Bazen güçlü yanlarını hatırlayacak, bazen sınır koymayı çalışacak, bazen de içindeki küçük çocukla buluşacaksın. Her gün 10–15 dakikanı ayırman, kendinle kurduğun bağı güçlendirmek için yeterli.

✨Bu rehber terapi yerine geçmez. Ama farkındalığını artırmana, kendine daha şefkatli yaklaşmana ve geleceğe dair yeni niyetler koymana destek olabilir. 

🦋✨ Yolculuğun sonunda kendi notlarınla şekillenen kişisel bir defterin olacak: sana ait, sana yol gösteren bir pusula.

7 Gün 7 Adım: Kendine Dönüş Rehberi
	1.	Kendine Bakışın
	2.	Duyguların Haritası
	3.	İç Sesini Resmet
	4.	Güçlü Yanlarının Kolajı
	5.	“Hayır” Günlüğü
	6.	Küçük Çocuğa Mektup
	7.	Gelecek Benliğe Niyet

🔗 Kendine Dönüş Rehberi’ni profilimdeki linkten veya www.tugceturanlar.com’dan ücretsiz indirebilirsin.

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar 

#psikoloji
Travmatik ya da yıkıcı aile ortamlarında çocuk, dı Travmatik ya da yıkıcı aile ortamlarında çocuk, dış koşulları değiştiremeyeceği için hayatta kalma stratejisi olarak çoğu zaman suçu kendine yükler. Bu durum, “kontrol yanılsaması” yaratarak çaresizlik duygusunu hafifletir. Ancak çocuklukta geliştirilen bu mekanizma, yetişkinlikte de ilişkilerde kendini gösterir: partneri yüceltmek, sürekli özür dilemek ya da terk edilme korkusu yaşamak gibi örüntüler bu geçmiş stratejinin izleridir.

Bu durum özellikle kaygılı bağlanma eğiliminde ve narsisistik ilişkilerde çok görülür ❤️‍🩹

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar 

#psikoloji
Instagram'da takip et

Öne Çıkan Konular

  • Narsisizm
  • İstismar ve Manipülasyon
  • Bağlanma Stilleri
  • Psikodinamik Terapi
  • EMDR
  • Şema Terapi
  • Gottman Çift Terapisi

Son Eklenenler

  • Paranoid Kişilik Yapısı
  • Sosyal Fobi Nedir?
  • Şizoid Kişilik: Neden İnsanlardan Kaçıyorum?
  • Obsesif Kompulsif Kişilik Yapısı Nedir?
  • Aşırı düşünmeyi (overthinking) nasıl durdurabilirim?
  • Rüya Çalışması, Freud ve Bilinçdışının Dilsel Yapısı

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz